insülin

postheadericon İnsülin enjektörü

İnsülin Enjektörü 0.5 ml
İnsülin iğne çeşitleri
ENJEKTÖR BİRİM FİYATI : 0.30 tl + % 8 kdv
İnsülin kalem iğne uçları,
insülin kartuşları ile birlikte ya da tek başına
reçete edildiğinde bedeli SGK (SSK, Bağkur,Emekli Sandığı) tarafından karşılanır.

İnsülin, kan şekeri seviyesinin düşmesini sağlayan bir hormondur.
İnsan vücudunda pankreasta salgılanan bir hormondur.
Vücutta insülin hormonu yokluğu ya da azlığı şeker hastalıklarına neden olur.
Ayrıca şeker hastalığı tedavisinde de insülin iğneleri ile tedavi uygulanır.
Bu nedenle de insülin hayatımızda önemli yeri olan bir hormondur.
Şeker hastaları enjeksiyon ile vücutlarına insülin uygularlar.
İnsülin iğnelerini şeker hastaları kendi başlarına yapabilirler.
Nasıl saklamaları ve nasıl uygulamalarını öğrenen hastalar
kolayca kendi iğnelerini kendileri uygulayabilir.İnsülin iğnelerinde hemen kullanacağınız enjeksiyon,
oda sıcaklığında muhafaza edilmeli ve direk güneşe maruz kalması önlenmeli.
Yedek insülin iğnelerinizi buzdolabında 2 ile 8 derece sıcaklıkta muhafaza edebilirsiniz.
İnsülin iğnelerinizi asla dondurmayın ve donmuş olan insülinleri uygulamayın.
İnsülin iğneleri hangi bölgelerden uygulanmalı?
Kol, bacak, karın ve kalçaya insülin iğneleri yapılabilir.
Ama insülin emilimi için en ideal bölge karındır.
İnsülin iğnesi yapıldıktan sonra bölgeye masaj,
egzersiz ve ısı uygulamaları da insülin emilimi açısından faydalıdır.
İnsülin iğnelerini devamlı aynı bölgeye uygulamak;
iğne yapılan bölgede şişliğe, sertleşmeye, morarmalara,
insülin toplanmasına neden olabilir.
Bu nedenle insülin iğnesini farklı bölgelere uygulamak daha faydalı bir yöntemdir.İnsülin iğnesi yaparken dikkat etmeniz gerekenler:
Ellerin temizliği önemlidir, uygulama öncesi ellerinizi ılık su ve sabun ile yıkayın.
İğneyi uygulayacağınız bölgeyi alkollü pamuk ile temizleyin ve
hazırlanmış insülin iğnesi dozunuzu bölgeye uygulayın.

postheadericon Şeker Hastalarına Özel Çorap

Şeker Hastalarına Özel Çorap
Dünyadaki milyonlarca diyabet hastasının ayağını
kaybetme korkusu özel bir iyileştirme çorabıyla azalıyor.
İngiltere’de Şeker hastalarına özel çorap
Dünyadaki milyonlarca diyabet hastasının ayağını kaybetme
korkusu özel bir iyileştirme çorabıyla azalıyor.
Şeker hastalarına özel çorap
Daily Mail internet sitesinde yer alan habere göre çorabı
kullanan hastalar büyük ölçüde bu tehlikeden ve ayaklarda
iyileşmeyen yaralardan kurtulabiliyorlar.
Sadece Antartika’da var olan bir çamurda keşfedilen bakteriden
geliştirilen protein cildin nemlenmesini sağlıyor.
Nemlendirici özellik taşıyan bu proteini çorabın
absorbe etmesi sağlanıyor ve çorap giyildiğinde ayakta harekete geçiyor.
Bu çorabın ayak kayıplarının yüzde 60 oranında önüne geçmesi
bekleniyor. Şeker hastalarında uzuv kaybının sebebi ise
kandaki yüksek şekerin zaman içinde sinirleri harap etmesi.
İngiltere’de piyasaya sürülen çorabın
Türkiye’de satışa sunuldu.
Ürün fiyatı : 25 tl.
seker_corabi
Ürün Fiyatı: 25 tl
Şeker hastalarını sevindirecek çorap
Araştırmacılar, nitrik oksid gazı yayan türünün ilk örneği
olan bir kumaş geliştirdiklerini duyurdular.
Bu gelişme şeker hastalarına ve nakil için organların saklanmasına
yardımcı olacak.
ACS Chemistry of Materials isimli dergide yayınlanan araştırmaya göre, kumaşın içinde toplanan ve zeolit diye adlandırılan geçirgen madde,
terapötik (tedavi edici) bandaj ve sargı yapımında kullanılacak.
Nitrik oksitin kan akışını hızlandırmaya ve diğer vücut fonksiyonlarını düzenlemeye yardımcı olduğu bilinen bir gerçek. Bilimadamları,
yıllarca tıpta kullanmak için nitrik oksiti depolama ve dağıtmanın
yollarını araştırdılar.
Araştırmacılar, zeolitin nitrik oksid gibi büyük miktarlardaki gazı emebileceğine ve depolayabileceğine inanıyor.
Bilim adamları, özel bir su çekmez polimerin içine gömülen
nitrik oksit emici zeolitlerin toplandığı bir
bandaj geliştirdiklerini söylediler.
Laboratuar fareleri üzerinde gerçekleştirilen deneylerde,
bandaj yavaş yavaş nikrit oksid gazı yaydı ve kan akışını hızlandırdı.
Bandajın donör organların sarılmasında da kullanılabileceğini söyleyen araştırmacılar, bu kumaşların şeker hastaları için nitrik oksid salan
çoraplar gibi akıllı tekstil ürünlerinde kullanılabileceğini açıkladılar.

postheadericon Şeker Hastalığı

Şeker Hastalığı – Diabet
Şeker hastalığı, pankreasın yeterince insülin hormonu salgılamamasından kaynaklanan hastalıktır. Diabet,diğer adıyla şeker hastalığı, sık görülür ve ciddî sonuçlara yol açar.Pankreasın ürettiği insülinin yetersizliği veya etkisizliğinden kaynaklanır. İnsülin olmayınca, besinlerle aldığımız şeker ve diğer besin unsurları, ihtiyaç duyan hücrelere giremez. Böylelikle, hücreler şekersizlik çekerken, kanda şeker normal değerlerin üstüne çıkar. Kanda şekerin çok artması, zehir etkisi yaratır ve vücudun tüm hücrelerini tahrip eder.
Tedavide hastalığın ciddilik derecesine göre uygun beslenme rejimine
ya da insülin iğnelerine başvurulur.
Şeker ve İnsülin :
Vücut, sürekli olarak kanda bir miktar şekere (glukoza) ihtiyaç duyar.
İnsülin kan dolaşımındaki glukozu hücrelere taşımakla görevlidir.
İnsülin pankreas tarafından üretilen bir hormondur.
Hücrelerdeki glukoz, günlük yaşamımızı devam ettirmeyi sağlayacak
enerji kaynağıdır.
Şeker hastalığımım belirtileri :
Şeker hastalığının üç karakteristik belirtisi vardır,
Bunlar Yunanca kökenli “Polidipsi”, “Polifaji” ve “Poliüri”
sözcükleriyle anlatılır.
Bunların anlamı sırasıyla “Çok (su) içmek”, “Çok yemek”
ve “Çok idrar”dır. Yerleşmiş olan şeker hastalığının
en değişmez bulgularından biri kan şekerinin insülin
yetersizliği nedeniyle yüksek oluşudur.
İnsülin hormonundaki eksiklik ya tam eksiklik, ya da kısmi eksiklik biçimindedir. “Çocukluk-gençlik çağı” juvenil şeker hastalığında,
pankreasın tümüyle çıkarıldığı ya da tümüyle işlev dışı kaldığı iltihabi vakalarda, vücutta tam bir insülin eksikliği görülür. Bunların dışında kalan erişkin çağı şeker hastalığında ise, insülin salgısı vücut gereksinimlerini karşılayabilecek düzeyde değildir. Bu gibi vakalarda pankreastan insülin salgılanmasını artıran ilaçlar kullanıldığında, insülin salgılanmasında
bir artış görülür.
Anlaşılıyorki ki bu hastaların pankreaslarında hala insülin salgılayabilme yeteneği bulunmaktadır. Halbuki juvenil şeker hastalığı ya da pankreasın tümüyle zarar gördüğü vakalarda bu ilaçlar etkisiz kalmaktadır. Çünkü pankreas insülin salgılama yeteneğini tümüyle kaybetmiştir. Bu hastaların yaşamlarını sürdürebilmek için kesinlikle dışardan insülin hormonu almaları gerekir. İnsülin azlığı ya da yokluğu nedeniyle glikoz kas ve yağ hücreleri tarafından enerji üretimi için kullanılmadığında kanın glikoz düzeyi yükselir. Kan glikozunu kullanmayan kas hücresi enerji üretimi için yapılarındaki proteinleri katabolizmaya uğratıp aminoasitlere parçalarlar ve bunları
enerji hammaddesi olarak kullanmaya başlarlar.
İnsülin eksikliğinde yağ hücrelerindeki yağlar parçalanıp kana verilir. Kan dolaşımıyla karaciğere taşınan yağların bir bölümü glikoza dönüştürülür. Karbonhidrat olmayan yağlardan, karbonhidrat olan glikozun sentez edilmesine “Glikoneojenezis” denir. Karaciğere taşınmış olan yağların bir bölümü kuvvetli asit olan “Keton cisimleri” denilen maddelere dönüştürülürler.
Kas hücreleri bir bölüm keton cismini enerji üretiminde kullanırlar. Kullanılamayan keton maddeleri Özellikle idrar yoluyla atılır. Asit yapıdaki keton cisimleri idrar içinde atılırken, onlarla beraber vücuttan bir miktar alkali, sodyum ve potasyum da atılır. Bütün bu olaylar sonucu vücutta değişen bazı dengeleri şöyle özetleyebiliriz. İnsülin eksikliği nedeniyle kullanılamayan glikoz kanda birikir.
Normal kan glikozu 100 ml kanda 90-110 mg ‘dır. Şeker hastalarında
bu oran normalin çok üstüne çıkar. Kan şekeri 100mi fdel7O-18O mg düzeyine ya da daha yükseğe çıktığında idrar yoluyla glikoz kaybedilmeye başlanır. İdrarda glikoz bulunmasına “Glikozüri” denir. îdrar içinde atılan glikoz beraberinde fazla miktarda su da götürür. Buraya kadar anlattığımız olaylar kanın
ozmotik basıncında artışa ve vücudun su kaybetmesine neden olurlar.Bu durumda beyindeki ozmoreseptörler, uyarılıp susama duygusu uyanır.
Bu da hastayı su içmeye yöneltir. Şeker hastalarında asit yapıdaki keton cisimlerin fazlaca üretildiği ve bunların idrarla atılışları sırasında beraberlerinde bir miktar alkaliyi de götürdükleri yukarda belirtilmişti.
Bu durumda vücutta bir asit ortamı gelişir.
Buna “Asidoz” denir. Keton cisimleri de arttığından, bu olaya topluca “Ketoasidoz” adı verilir. Ketoasidoz vücut için normal bir durum değildir, koma ve ölüme kadar gidebilir. Çocukluk-gençlik çağı juvenil şeker hastalığı, çok su içme, çok yemek, çok idrara çıkmak, sinirlilik, kilo kaybı, güç kaybı
gibi belirtilerle çok hızlı bir biçimde gelişir. Küçük çocukların sıklıkla yataklarını ıslatmayı sürdürdükleri ya da başladıkları görülür. Juvenil şeker hastalığında ketoasidoz gelişme oranı çok yüksektir.
Bu hastaların pankreaslarında hiç insülin bulunmadığından tedavide insülinin vücuda dışarıdan verilmesi gerekmektedir.
Erişkin çağında ortaya çıkan şeker hastalığı daha sinsi bir biçimde gelişir . Şeker hastalığı belirtileri daha hafif ve hissedilmez özelliktedir.
İlk yakınmalar genellikle hafif bir kilo kaybı, gece idrara çıkma, kadın hastalarda vulva kaşıntısı, görme bulanıklığı, halsizlik gibi belirtilerden bir ya da birkaçıdır. Bazı hastalar ise ayak parmaklarında ya da topukta gelişen bir gangrenden
ya da bir türlü kapanmayan yaralardan yakınırlar.
Şeker hastalığı 2 tiptir.
Tip 1 Diabetes Mellitus:
Pankreasta insülin üreten hücrelerin harap edilmesi ile ortaya çıkar. Çoğunlukla vücudumuzun kendi savunma sistemi tarafından insülin üreten hücreler harap edilir. Bunun neticesinde vücutta insülin üretilemez. İnsülin olmadığı için şeker enerji üretiminde kullanılamaz. İnsülin olmadığı sürece kan şekeri yüksek kalır. Tip 1 dediğimiz, “genç tipi” şeker hastalığı 10-14 yaş civarında ortaya çıkar.
Tip 2 Diabetes Mellitus:
Pankreastan kana yeterince insülin salgılanamaması veya üretilen insülinin vücutta yeterince etki gösterememesi ile
ortaya çıkar. En sık görülen diyabet (şeker hastalığı) tipidir.
Genç insanlarda da görülebilmesine rağmen genellikle bu
Tip 2 dediğimiz “erişkin tipi” şeker hastalığı 40 yaşın üstünde görülür.
Erişkin tipi şeker hastalığı, tüm şeker hastalarının yaklaşık %90’ını oluşturur.
Bazı kişiler şeker hastalığına daha yatkın. “Risk faktörü” dediğimiz özellikleri taşıyanlar diabete daha çok yakalanıyorlar:
Bunlardan ilki, ailede ve kan yakınlarımızda şeker hastalarının bulunması
yani ırsilik durumu.
İkincisi kilo fazlalığı ve şişmanlık.
Kilo kadar önemli bir başka faktör de, yağın vücutta daha çok nerede toplandığı. Kilo normal bile olsa, bel çevresi 102 cm’i aşan erkekler ve 88 cm’yi aşan kadınlar çok riskliler.
Bel çevresi 94 cm’yi aşan erkeklerle, 80 cm’yi aşan
kadınlar ise dikkat etmek zorundalar.
Ne kadar hareketsizseniz o kadar risk altındasınız.
Yüksek tansiyonlularda ve kolesterol sorunu olanlarda; gebeliğinde şeker sorunu (gestasyonel diabet) yaşayanlarda şeker hastalığı daha çok görülüyor.
Son risk faktörü de yaş. Yaş arttıkça risk artıyor. Fakat çağımızda şeker hastalığı salgın denilecek oranlarda arttı,
bu da hastalığa yakalanma yaşını ufak yaşlara çekti.
Şeker hastalığının belirtileri nelerdir?
Hastalığın başlangıcında çok yemek ve su içmek
ihtiyacı vardır. İdrar miktarı da artar.
Kadınların idrar yapma yerlerinde kaşıntı vardır.
Ayrıca devamlı yorgunluk hali görülür.
İleri safhada devamlı baş ağrısı, el ve ayak titremeleri, İştahsızlık, aseton kokusuna benzer nefes kokusu,
Ter kokusu, adele krampları, hafıza zayıflığı,
Kısmi veya tam felç,
İyileşmeyen yaralar ve uykuda sayıklama görülür.
Ağız kuruluğu ve çok su içme
Çok idrara çıkma, gece çok idrara kalkmak
Açlık hissinin fazlalaşması ve çok yemek yeme
Bedende halsizlik
Vucutta zayıflama
Gözlerde bulanık görme
Ciltteki yaraların veya kesiklerin yavaş iyileşmesi
Kadınlarda Vajinal kaşıntı
Şeker hastalığında Gebelik ve Diabet :
Gebelik doğal bir olay olmasına karşın gebelik sürecinde
anne ve bebeğin sağlığını tehlikeye sokabilecek birtakım
olaylar gerçekleşebilir. Normal seyreden gebeliklerde
bile anne adayının vücudunda meydana gelen bazı
istenmeyen değişiklikler, anne ve bebeğin yaşamını
tehdit edebilir.
Bu nedenle anne adayları gebelik öncesinde gerek vücudun böbrekler, karaciğer, solunum sistemi, kalb ve damar sistemi, kan şekerini ve kan yapısı gibi temel fonksiyonları ve gerekse de özellikle düşüklere ve sakat bebeklere neden olabilen toksoplazma, herpes (uçuk), kızamıkçık, ve benzeri virütik hastalıkar açısından sıkı bir tıbbi kontrolden geçmeli, ve bir sakınca yoksa öyle gebeliğe karar verilmelidir.
Aksi taktirde bu sorunlar anne adayını ve hiçbir şeyden
haberi olmayan bebeği zor durumlara sokar,
hatta ölümlerine yol açabilir !
Bu nedenle gebelikler kazara değil planlanarak,
olmalı diyoruz, “aile planlaması” diyoruz.
Böylece doğum öncesinde anne adayında
ortaya çıkabilecek sorunlar saptanır ve tedavi edilebilir.
Anne adayı daha önceden tamamen normal olsa da gebelik nedeniyle ortaya çıkabilecek problemlerin başında şeker hastalığı (diabet) gelir. Diabetes mellitus (şeker hastalığı) insulin salgılanması ve/veya insulin etkisindeki eksiklik sonucunda ortaya çıkan vücudun temel yapı taşları olan ve gıdalarla alınan karbonhidrat, yağ ve protein kullanımındaki bozuktur. Dünya Sağlık Örgütü diabeti 3 sınıfta toplamıştır. Bunlar diabetes mellitus, bozulmuş glikoz toleransı ve gebelikte ortaya çıkan diabettir. Gebelikte ortaya çıkan diabet gebelik öncesinde aşikar olmayan belirti vermeyen ancak gebelikle belirti veren diabet olarak tanımlanabilir. Bu hastaların daha önceden bilinen diabetleri yoktur. Gebelikte ortaya çıkan diabetlilerde doğum sonrasında glukoz kullanımı düzelebilir, bozuk veya diabetik olarak devam edebilir.
Gebeliklerin yaklaşık % 0,2 – % 0,3’ünde anne adayı daha önceden diyabet tanısı almış iken gebelikte ortaya çıkan diabetin görülme sıklığı % 1 – 4 arasında değişir. Bu oranlara göre Türkiye’de 15 ile 75 bin diyabetik anne bebeği doğduğu anlamına gelmektedir. Dünyada ise günde 135 bin gebeliğin gebelikte ortaya çıkan diabet ile birlikte olduğu bilinmektedir. Görüldüğü gibi hiç de küçümsenecek bir durum değil !
Gebelikte ortaya çıkan diabetin tanısı için 24-28. gebelik haftasında bütün gebelere tarama amaçlı 50 gr. glukoz testi yapılmalıdır. Gebelik kontrolleri sırasında annelerin riskleri belirlenmeli ve oluşabilecek komplikasyonlar yönünden anneler uyarılmalıdır.
25 yaşından küçük olanlarda, normal kiloya sahip olanlarda, ailede diabet öyküsü bulunmayanlarda, daha önceki gebeliklerinde herhangi bir sorun yaşamamış olanlarda gebeliğe bağlı diyabet daha az görülür.
Şişman gebeler, daha önceki gebeliklerinde diabeti olanlar, ailede diabet öyküsü bulunanlar, yaşlı anneler, tekrarlayan düşükleri olanlar, izah edilemeyen anomalili bebek doğuranlar, tekrarlayan vajinal ve üriner enfeksiyonu olanlar ve bebeği normalden iri (4500 gr’ ın üzerinde bebekler) olanlarda daha diabet gelişme riski yüksektir. Bu nedenle önceki gebeliklerinde 4500 gr’ın üzerinde doğum yapanlara ise tanısal amaçlı oral glukoz tolerans testi uygulanmalıdır.
Gebeliğe bağlı diabet ile annenin hastalıkları ve bebeklerin hastalıkları ve ölümleri arasında yakın bir ilişki vardır. Gebeliğe bağlı diabette, bebekte aşırı irilik, yeni doğan yani hemen doğum sonrası bebekte kan şekeri düşüklüğü, kan hücrelerinde bozukluk ve sarılık riski artar, gebeliğe bağlı yüksek tansiyon daha sık görülür, bebeğin rahimde içinde bulunduğu sıvı olan amniyon sıvısındaki artış ve buna bağlı ters gelişlere sık rastlanılır. Bu nedenle bu hastalarda doğum daha çok sezaryen ile gerçekleştirilmek zorunda kalınabilir.
Gestasyonel diabet öncelikle diyet yani beslenmenin düzenlenmesi ile
tedavi edilmelidir. Diyet % 50 – 55 karbonhidrat, % 30 yağ ve % 20 protein içermelidir. Günlük alınması gereken kalori miktarı ise gebelik öncesindeki ideal kiloya göre hesaplanır ve kilo başına 30-35kcal’dır. Bunun düzenlenmesini diyetisyenler yapar. Şişman hastalarda kalori miktarı daha da düşürülebilir. Diyet tedavisinde amaç kilo kaybı ile insüline olan doku cevabını artırmaktır. Hastaların bu dönemde demir ve kalsiyum ihtiyaçları karşılanmalıdır. Hastalar günlük aktivitelerine devam etmeli, egzersiz ve yürüyüşlerle kilo vermeye çalışmalıdır. Eğer diyet ve egzersizlerle kan şekerleri normal seviyelerde tutulamıyorsa (açlık kan şekeri <105mg/dl, tokluk kan şekeri < 120 mg/dl olmalıdır) tıbbi tedavi uygulanma gerekliliği vardır. Ağızdan alınan antidiyabetik ilaçlar muhtemel teratojenik etkileri nedeniyle tercih edilmedikleri için bu hastalara insulin tedavisi uygulanır.
Gebelikleri sırasında diabet tanısı alan hastalar doğumdan sonra da izlenmelidir. Doğumu takiben 6-8. haftalarda 75 gr lık glukoz tolerans
testi ile kalıcı diabetin oluşup oluşmadığı tesbit edilmelidir.
Diabeti olan anneye gelecekteki gebelikler için tavsiyede bulunulmalıdır. En yaygın olarak mekanik engel oluşturan yöntemler kullanılabilir. Bunun yanında düşük doz oral kontraseptifler de kullanılabilir. Bu ilaçlar kullanılmaya başlandıktan sonra kan şekerleri yakından takip edilmelidir. Eğer hasta doğurganlığını tamamlamışsa tüp ligasyonu
(rahim kanallarının bağlanarak kalıcı bir şekilde gebeliğin önlenmesi) önerilebilir.
Hanımlar unutmayınız bütün bunlar gebelik sırasında hekim kontrolleri ile tanınır ve takip ve tedavisi yapılır. Bu nedenle gebelerin sadece kendileri için değil, henüz doğmamış bebekleri için de en yakınlarındaki sağlık kurumlarından düzenli gebelik muayenelerini yaptırmaları gereklidir.
Ana Çocuk sağlığı merkezleri, sağlık ocakları gibi
merkezlerde bu taramalar yapılabilmekte, ille de hastanelere gitmek gerekmemektedir.
Bebeğiniz ve kendiniz için gebelik öncesi ve gebelik sırasında düzenli kontrollerini yaptırın, yaptırmayanları da uyarın lütfen…






SİPARİŞ VE BİLGİ HATTI
Medikal Blok Medikal
Medikal Kozmetik Tekstil İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Adres : Osmanağa Mah Rıhtım Cad. Reşit Efendi Sok No : 45 /A Kadıköy – İSTANBUL
İletişim : 0216 405 28 28 – 0216 405 28 29
Fax : 0216 405 28 30
Mobil : 0530 286 53 43
Mail : omronmedikal.net@gmail.com
REKLAM
Firma Rehberi E-Sirket.com Sektörel Firma Rehberi Sağlık Güzellik Siteleri Firma Rehberi Firma Rehberi Gazeteler bulursun.com